İnsan vücudunda potansiyel olarak diğer hücrelere dönüşebilen ana hücrelerin varlığı 100 yıldan beri bilinmektedir. Ancak bu hücrelerin toplanması, kontrol altında alınması ve tedavide kullanılması son 20 yıldır mümkün olmaya başlamış. Bu hücreler insan vücudunda bir çok dokuda bulunabilir. Kemik iliği, diş çevresi, plasenta ve bebek kordon kanı gibi dokularda bulunabilmektedir. Ayrıca yağ dokusu bu hücrelerin önemli bir kaynağıdır. Yağ dokusu diğer dokulara göre vücudda çok bulunması ve kolay hücre elde edilebilmesi nedeni ile daha avantajlıdır. Ayrıca örneğin kemik iliğine göre kök hücre içeriği daha fazladır.
Kök hücreler bulundukları yerin ortam özelliklerine göre farklı hücrelere dönüşebilmektedir. Karaciğer hücresi, sinir hücres,, kemik hücresi, kıkırdak hücresi gibi bir çok hücreye dönüşebilmektedirler. Hücrelerin diğer hücrelere dönüşmesi yanında ayrıca dokunu iyileşmesini sağlayacak bir çok maddenin salınmasına neden olarak doku iyileşmesini artırmaktadırlar. Son zamanalrda yoğunlaşan tedavi uygulamaları yüz güldürücü ve cesaretlendiricidir. Bazı felç durumlarında ve beyin hastalıklarından, diş problemlerine, kıkırdak kayıplarına, kas, bağ, menisküs problemlerine kadar bir çok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Hatta sirozlu hastalarda dahai hasası durdurup geriye çevirebilmektedirler.
Uygulama açısından son zamanlarda kolay yöntemler bulunmuştur. Eskinin zahmetli, pahalı, kimyasal işlem gerektiren yöntemlerine göre günümüzde özellikle yaş dokusundan elde edilen daha ucuz, kolay yöntemler mevcuttur. Bu yöntem lokal veya genel anestezi altında yapılabilmekte ve 30 dakika gibi kısa bir zamanda yapılabilmektedir. Genellikle göbek çevresindeki yağ dokusundan alınan yağ içeriği özel bir düzenek içinde işlem görerek içindeki kök hücreler ayrılmakta ve gerekli görülen yere (kas, eklem içi vs) enjekte edilmektedir. Zaman zaman cerrahi tamirler sonrasında iyileşmeyi hızlandırmak için de ameliyatın hemen arkasından uygulanabilrmektedir.
Son zamanlarda özellikle yaygın kıkırdak kaybı veya kireçlenme olarak tabir edilen durumlarda uygulanması ile hastaların bazılarının protez ihtiyacını azaltabilmektedirler. Özellikle cevap alınamayan sürekli eklem ağrılarının bazılarının tedavisinde başarılı sonuçlar bildirilmektedir.
Kök hücre tedavileri tıbbın geleceğinde önemli yer tutacaktır. BU alan her gün gelişmekte ve gelecekte daha başarılı yöntemlerin geliştirileceği beklenmektedir.